18 Temmuz 2014 Cuma

Sukur Kurbanı Hakkinda Bilgi

Şükür kurbanını tanımlamadan evvel, “kurban” kavramını tanımlamak yerinde olacaktır. Kurban sözlük anlamıyla Allah’a yaklaşmaya vesile olan şey anlamına gelir. Dini bir terim olarak ise, belli şartlar taşıyan hayvanları, Kurban Bayramı günlerinde, ibadet amacıyla, Allah rızası için, usulüne uygun kesmektir.

Demek ki, her ibadette olduğu gibi, Kurban ibadetinde de Allah rızası ilk şartlardan bir tanesidir. Bunun dışında Kurban’ın belli bir yaşa gelmiş olması, Kurban Bayramı’nda kesilmesi gibi şartları vardır. Vaktim, imkânı olan herkes kurban kesmelidir.

Kurban’ın, adak kurbanı, şükür kurbanı, akika kurbanı gibi çeşitleri vardır. Daha evvel farklı yazılarımızda bu Kurban çeşitlerini teker teker anlatmıştık. Bu yazımızda da ” şükür kurbanı ” üzerinde duracağız.

Bir kere adından da anlaşılabileceğin gibi, şükür kurbanı; kişinin arzu ettiği zaman keseceği bir kurbandır. Arzu ettiği bir amaca ulaştıktan sonra “şükretmek” maksadıyla bu kurbanı kesebileceği gibi, herhangi bir şeye ulaşmadan da “Allah rızası için“, içinden geldiği için bu kurbanı kesebilir. Burada dikkat etmemiz gereken  nokta şudur ki, bu kurban, adak kurbanı ile karıştırılmamalıdır. Arada şöyle bir fark vardır: Adak kurbanı ulaşmak istediğimiz, elde etmek istediğimiz şey daha bizim olmadan, “o işin olması koşuluyla” Allah’a vaad ettiğimiz kurbandır. Şükür kurbanı ise, hiçbir vaadimiz olmadan, bir şey elde ettikten sonra kestiğimiz kurbandır.

Yine, bu kurbanın bir diğer anlamı da, kıran haccı ve temettü haccı yapan hacı adaylarının, aynı mevsimde hac ve umreyi birlikte yerine getirdikleri için kestikleri kurbana da şükür kurbanı denir.

11 Temmuz 2014 Cuma

Kurban Kavram Haritalari

Sözlükte, yaklaşmak, yakınlık peyda etmek anlamına gelen kurban, dinî terim olarak, ibadet niyetiyle kurban kesme günlerinde, kurban için belirlenmiş bir hayvanı Allah rızası için kesmektir. İslam’ın mali ibadetlerinden olan kurban, İmam Ebû Hanife’ye göre vacip, İmam Şâfiî, İmam Mâlik, İmam Ahmed b. Hanbel ve Hanefilerden İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammed’e göre sünnet-i müekkededir.
Ergenlik çağına giren, zengin, mukîm (yolcu olmayan) her erkek ve kadın Müslüman, kurban kesmekle yükümlüdür. Buradaki zenginlikten maksat; kişinin temel ihtiyaçlarından başka 80.18 gr. altın yahut bunun kıymetinde mal veya paraya sahip olmasıdır. Zekattaki zenginlik ölçüsü ile kurbandaki zenginlik ölçüsü aynı olmakla beraber, zekatta olduğu gibi, malın artıcı olması şart olmadığı gibi, üzerinden bir yıl geçmiş olması da gerekmez. Kurban kesme günlerinde yukarıda zikredilen zenginlik ölçüsüne ulaşan kimse, kurban kesmekle yükümlü olur. İslam dinine göre, ailede “'mal ayrılığı”' prensibi vardır. Bu bakımdan, aile içinde kimler dinen zengin sayılırsa, sadece onlar kurban kesmekle yükümlü olurlar.













5 Temmuz 2014 Cumartesi

Kurban Kıssalari



Büyük zatlardan birinin âdeti, bir koyunun değerini fakirlere sadaka vermekti.


-Madem ki, kurban bana vâcib değil, niçin bir hayvanın canına kıyayım, derdi. Rüyada, kıyameti gördü. İnsanlar bineklerine binmiş, melekler onları Cennete götürüyor, kendisi ise yaya olarak gidiyordu. Sebebini sordu.''Bu binekler, dünyada kesilen kurbanlardır'' dediler.


-Ben de kurban değerini sadaka verirdim, dedi.''Sen bilmez misin ki, kıymetini vermekle, kurban kesmek bir değildir


............................................................................



Onun bu eşsiz ihlâsından olacak ki, çevresine daima ilmiyle âmil din âlimleri toplanmış, herhangi bir yanlış hareket ve icraatında onu ikaz edip doğruya yöneltmişlerdir. Nitekim bir bayram günü tesbitinde bunun canlı bir misâlini görmekteyiz.     Hilâli görme söylentisinin yaygınlığına bakarak Melikşah, yarınki günün bayram olduğunu ilân etmiş, ancak âlimler, bayramın girdiğini bildiren hilâlin söylenti ile tesbit edilemeyip bizzat iki şahidin şehâdetiyle sabit olacağını ifade ile, yarının bayram olmayıp oruca devam günü olacağını verdikleri fetva ile açıklamışlardı. 


Böylece fetvaya imzasını atan büyük âlim Cüveyni, mesuliyeti üzerine alarak mes'eleyi müdafaa etmişti.  Halk ise, Sultan'dan mukabil bir açıklama gelmediğinden, fetva gereğince hareket ederek ertesi günü de oruç tutmuş. bayramı ondan sonra yapmıştı.    


Bayram ziyaretinde Melikşah, münasip bir lisanla bu fetvanın devlet işlerine karışmak mânasına geldiğini, İmamü'1-Haremeyn Cüveyni'ye hatırlattı.     İmam ise şu karşılığı verdi:     "Sultanım, devlet işlerine karışmak aklımızdan geçmez. Hem devlet emirlerine itaat bizim üzerimize vaciptir. Ancak oruç bir devlet işi değil, bir din işidir. Orucun ne zaman başlayıp ne zaman biteceğini, din adamı bilir, devlet adamı değil. Bu sebeple biz devlet işine karışmadık, siz din işine karışmış oldunuz."    


Melikşâh, bu sözlere zerre kadar kızmadığı gibi, hiçbir itirazda da bulunmamış, bilâkis ondan sonra din işlerine ait hükümleri din adamlarına havale etmekte titizlik göstermiştir.


.................................................................................................



Ankara'nın Çubuk kazasına bağlı Solfasol (Zülfazıl) köyünde 1352'de (H. 753) dünyaya gelen Numan, babası Ahmed Koyunculu'nun gayret ve çabalamasıyla ilk tahsilini civarda bitirdikten sonra. Bursa'ya gitmeye muvaffak olmuştur.    


Bursa, o günün tam mânâsıyla bir ilim ve irfan merkezidir. Nitekim ilk Şeyhülislâm Molla Fenâri, Yıldırım'ın Ulu Cami başimamı Süleyman Çelebi, tasavvuf büyüğü Emir Sultan ve fırın işletip ekmek sattığı için kendisine Somuncubaba denen Şeyh Cemalüddin-i Aksarayi gibi zâtlar hep Bursa'dalar. Çevrelerine mânâ ışıklan serpip, ilim, irfan nûru yaymaktalar.     Buradaki tahsil devresinde emsallerinden çok üstün bir muvaffakiyet gösteren Molla Numan, medrese ilimlerini bütünüyle hem de iyi derecede ikmal edince, onu Ankara'da Melike Hatun'un yaptırdığı Kara Medrese'ye müderris tayin ederler.    


Ankara medresesinin başmüderrisi olan Numan, bu sırada halkın derin saygı ve hürmetini kazanır. Ama o yine de huzur bulmaz, bu şan ve şöhretin aldatıcı şeyler olduğunu düşünerek mânevi eksikliklerinin bulunduğunu düşünmekten geri kalmaz.     Böyle mânevi muhasebe içinde kıvrandığı günlerden birinde kendisine tanımadığı biri gelir, uzattığı bir mektubu okumasını rica eder.    


Mektup, Kayseri'de bulunan mânâ büyüğü Cemalüddin-i Aksarayi'den gelmekte, kendisini Kayseri'ye dâvet etmektedir. Şeyhin değerli talebesi Şücaaddin ile birlikte yola çıkan Müderris Numan, bir Kurban Bayramı gününde Kayseri'ye varıp. Şeyhin huzuruna girer. Bundan çok memnun olan Şeyh, ayağa kalkar:     "Bilmem bu iki bayramın hangisiyle sevineyim" der. Müderris Numan'ın gelişini de ayrı bir bayram telâkki eder.    


İşte bundan sonradır ki, Numan ismi bırakılır, Bayram ismi söylenmeye başlanır.     Buradaki ikameti müddetince Şeyh Cemalüddin-i Aksarayi'den mânevi feyizler alıp ihlâslı irşadlarını iyice benimseyen Bayram, Şeyhiyle birlikte hac yolculuğuna da çıkar. İlk önce Şam'a, daha sonra da Mekke'ye varırlar. Geçtikleri yerlerin ilim ehli. irfan sahibi zâtlarını görüp ziyaretlerinde bulunurlar. Hac'dan sonra tekrar Ankara'ya dönen müderrisimiz, artık "Hoca Numan" değil, "Hacı Bayram"dır. Şeyhinin iltifatıyla Bayram ismini almış, gittikleri hac münasebetiyle de Hacı sıfatına lâyık olmuştur.     Hacı Bayram, artık doğduğu Solfasol köyüne yerleşir, iktisab ettiği tasavvuf ilmiyle çevrede İslâmi hizmete başlar...

30 Haziran 2014 Pazartesi

Ilk Kurbanin Hikayesi

İbrahim aleyhisselâma bir gece rüyasında''Hak teâlâ sana oğlun İsmail'i kurban etmeni emrediyor'' denildi.Uyandığında çok korkmuştu. E'ûzü besmele çekerek abdest alıp namaz kıldı ve tekrar yattı. Yine aynı rüyayı gördü. İbrahim aleyhisselâm oğlunu kucağına alıp, hanımına dedi ki:

-Ben yarın Rabbime ibâdet için evden çıkacağım. Oğlum da benimle gelecek, güzelce yıka ve en güzel elbiselerini giydir! Annesi İsmail aleyhisselâmı hazırladı. İbrahim akeyhisselâm ile oğlu evden çıkıp gidince şeytan yaşlı bir insan kılığında hanımının yanına geldi:


-İbrahim'in, oğlunu nereye götürdüğünü biliyor musun?


-Allahü teâlâya ibâdet için götürdü.


-Hayır, onu boğazlayacak.


-Hiç baba evlâdını keser mi?


-Gördüğü bir asılsız rüyâ için kesecekmiş.


-Hayır!


Annenin yanından kovulan şeytan oradan ayrılıp İbrahim aleyhisselâmın yanına geldi.


-Sen nasıl babasın ki, oğlunu boğazlamaya götürüyorsun?


-Ey bedbaht! Ey mel'un defol! Eğer benim yüzbin oğlum olsa Allah için yine hepsini kurban ederim. Baba tarafından terslenen şeytan İsmail aleyhisselâma yanaştı:


-İsmail, baban seni kesecek!


-Hiç baba evlâdını keser mi?


-Ona Rabbi'nden ferman geldi.


-Eğer Rabbim için kurban olup, kabûl edilirsem bu benim için en büyük şereftir. İsmail aleyhisselâm , şeytanı kovdu ve arkasından da birkaç taş attı. İbrahim aleyhisselâm Mina'ya gelince biraz oturdu. Oğlu orada oynarken, kendisi de ağlıyordu. Babasının ağladığını gören İsmail aleyhisselâm gelerek dizine oturdu:


-Babacığım, sizi ağlamış görüyorum?


-Oğlum, Rabbim bana seni kurban etmemi emir buyurdu.


-Babacığım, emrolduğun gibi yap! İnşâallah  beni sabredenlerden bulursunuz. İbrahim aleyhisselâm oğlunun bu haline sevinerek gözlerinden öptü. İbrahim aleyhisselâm oğlunun her iki elini ve ayaklarını bağladıktan sonra,  yüzükoyun yatırdı ve besmele ile bıçağı boynuna vurdu. Bıçak kesmedi. Bir daha vurdu, yine kesmedi. Dönüp bıçağı taşa çaldı, taş yarıldı. O anda bıçak dile geldi:


-Ey Halilullah! boşuna uğraşıyorsun, kesmem. Çünkü Allahü teâlâ bana ''kesme'' buyurdu. İbrahim aleyhisselâm, ''Bu hareketimiz kabul edilmedi mi?'' diye korktuğu sırada, bir nida geldi:


-''Ey İbrahim!, Oğlunu kesmekten vazgeç ve o'nun yerine koçu kurban eyle!''


Hazret-i İbrahim, Cebrâil aleyhisselâmın bir koç indirdiğini gördü. Oğlu, İsmail aleyhisselâmı çözerek koçu kurban edip Rabbine şükretti.

25 Haziran 2014 Çarşamba

Adak Kurban Etinden Kimler Yiyebilir?

Öncelikle bu kurbanın nasıl bir kurban olduğundan kısaca bahsedelim.

Allah rızası için kesilmesi nezredilen (adanılan) kurbanlardır ki böyle verilen bir sözün yerine getirilmesi de VACİPTİR.

Kurban ibadeti, sadece İslam'da mı vardır, başka dinlerde yok mudur? Kurban ibadeti, başta semavî dinler olmak üzere hemen bütün dinlerde mevcuttur. Kur'an bunu bize apaçık haber vermiştir: “Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk.” [ Hac 22/34 ]. İlk Kurban hadisesi de yine Kur'an'da bildirilmiştir ki, Hz. Âdem'in iki oğlunun Allah'a kurban takdim ettikleri, fakat Allah'ın, Hâbil'in kurbanını kabul ederken, Kâbil'in kurbanını reddettiği ayetlerde geçmektedir [ Maide, 6/27-29 ]. Bu ilk kurban olayı, Kitab-ı Mukaddes'te de geçmektedir [ Tekvin, 4/3-12. Bkz. Kitab-ı Mukaddes, Hezekiyel, 20/26 vd; Sayılar, 3/13 ].



Kurban ibadeti ilk defa ne zaman teşri' kılınmıştır? İnsaniyet tarihinde Allah'a yaklaşmak maksadıyla ona ilk kurban sunma ibadeti, ilk insanın iki oğlu ile birlikte başlamış, Hz. İbrahim'de hac kurbanı olarak emredilmiştir; fakat İslamiyet tarihinde dinî bir hüküm olarak ise hicretin ikinci yılında Medine'de teşri' kılınmıştır.



Kurban ibadetinin tarihçesi nedir, bayrama dönüşmesi nasıl olmuştur? İlk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem'in iki oğlu Hâbil ve Kâbil'le başlayan kurban ibadeti, din î bir ibadet olarak, peygamberlik silsilesi içerisinde yüzyıllar boyunca ilerleye ilerleye Hz. İbrahim ve İsmail'e ulaşmış, onlarda hac ibadetinin bir parçası sadedinde sünnete dönüşmüş ve yine aynı peygamberler silsilesi yoluyla yüzyılları takip ede ede gelip tâ Hz. Muhammed'e kadar vâsıl olmuş, Ona gelince ise, sadece hac mevsimi hacıların kestiği bir kurban olmaktan da çıkıp cihanşümûl ibadet olma konumunu ihraz etmiştir. Şöyle de ifade edebiliriz:



Allah Rasulü (sas), Hz. İbrahim'in sünneti olarak Hac mevsiminde kesilen hedy kurbanı ibadetini, hacda bulunmayan sâir mü'minler hakkında udhiyye kurbanı olarak kesilerek bayram yapılmasını getirmiştir, hicretin ikinci yılında. Her sene hac mevsiminde hacı adaylarından hacc-ı ifrata niyet edenler hedy kurbanı keserken, hacda bulunmayan çoğunluk mü'minler de aynı zaman dilimlerinde –ekonomik imkanlarına göre- udhiyye kurbanı keserek bayram ederler.



“Kurban Bayramı, Hz. İbrahim'in belli bir buudda fedakârlık yaptığı, müslümanların da bütün samimiyetleriyle günahlarının affına yol aradıkları.. ve bu gâyeye ma'tûf, bazılarının Beytullah'a yüz sürüp, Arafat'ta vakfeye durdukları ve Muhammedî bir ruhla yalvarıp yakardıkları bir gündür.” [ Gülen, M. Fethullah, Sonsuz Nur, 1/19 ]. Hz. İbrahim'in, oğlu İsmail'i (as) kurban etmek istediği, Cenâb-ı Hakk'ın da büyük bir koç göndererek onu kurtardığı günün yıldönümleri olan hac ibadet mevsimi, hicretin ikinci yılında Allah Teala tarafından Rasulü (sas) vasıtasıyla ümmete bir kurban bayramı olarak armağan edilmiştir. Bu bayram, hanîf İslam dininin önderleri olan peygamberin anılarını tazelemek, Allah uğruna canı ve malı feda etmek, bu yolda sabır ve metanet göstermek konusunda onları örnek almak anlamları taşır.



Kurban ibadetinin tarihçesini, adeta aşağıdan yukarıya doğru, ferdîden ictimâîye, cüz'îden küllîye doğru bir süreçte kuvvetlendiğini ve genişlediğini görüyoruz, şöyle ki: Kurban ibadeti, önce adak kurbanı, sonra hedy kurbanı ve sonra da udhiyye kurbanı derecesine yükselmiştir. Daha da açar isek:



Hâbil ile Kâbil'in Allah'a kurban adamaları hadisesi bize aynı zamanda bunun insanlık tarihindeki ilk “adak kurbanı” olduğunu da haber vermektedir. Hz. İbrahim'e ise hac ibadeti için insanları Beytullah'a davet etmesi ve “hedy kurbanları” kesmeleri emri verilmiştir. “Biz vaktiyle İbrâhim'e Beytullahın yerini belirlediğimiz zaman: “(...) Bütün insanları hacca dâvet et ki gerek yaya, gerek uzak yollardan gelen yorgun argın develer üzerinde sana gelsinler. Gelsinler de bunun [kendilerine sağlayacağı çeşitli faydaları görsünler ve Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanları, belirli günlerde Allah'ın adını anarak kurban etsinler. Siz de onların etinden hem kendiniz yeyin, hem de yoksula ve fakire yedirin.”( Hac 22.26-28)



Hâsıl-ı kelam: Kurban ibadeti, Hâbil ile Kâbil'in Allah'a “adak kurban”ları ile başlamış, Hz. İbrahim'de önce birinci aşamada evlat kurbanı ile udhiyye kurbanları seviyesine ulaşmış, sonra ikinci merhalede hac ibadetinin teşri' kılınmasıyla “hedy kurbanları” ortaya çıkmış.. ve nihayet nübüvvetin en sertâc-ı Hz. Muhammed Mustafa (sas)'ya gelindiğinde, Mekke hayatında şahsına özel farz kılınan “şükür kurbanı” olarak başlamış, Medine devrinin ikinci yılında ise “udhiyye kurbanları” ve ilerleyen yıllarda “hedy kurbanları” üst derecesine ve cihanşümul umumiyete vâsıl olmuştur, Alemlere Rahmet'in bütün insanlığa gelen şeriatıyla birlikte.

20 Haziran 2014 Cuma

Kurban ve Cesitleri

İslam dininde kurban ibadeti, birçok çeşidiyle önemli bir yere sahiptir. Kurban denilince, genellikle kurban bayramında ibadet niyetiyle kesilen kurban akla gelmekteyse de, İslam dinindeki ibadetler arasında, yine Allah rızasını kazanmak için ibadet niyetiyle kesilen başka kurban çeşitleri de bulunmaktadır.

İslam'daki kurban çeşitleri başlıca şunlardır:



a- Adak (nezir) kurbanı,



b- Akika kurbanı,



c- Hacda kesilen kurbanlar,



d- Kurban bayramında kesilen kurban (udhiyye),



e- Nafile (tatavvu) kurbanlar.



Bu kurban çeşitlerinin dini hükümleri veya mükellefiyet dereceleri ile, yükümlülük şartları ve kesilen kurbanların etinden yararlanma kuralları da aynı değildir.



Bu makalemizde ağırlıklı olarak kurban bayramında kesilen kurbanın (udhiyye) dini hükmü üzerinde durulacaktır. Bu itibarla yazıda mutlak olarak zikredilen "kurban"ifadesi, kurban bayramında kesilen kurbanı ifade etmektedir.



Müçtehitlerden bazıları, kurban ibadetini İslam'ın değerler sisteminde en üst düzey hüküm olan farz hükümler kapsamında kabul ederken; bazıları, farza göre daha aşağıda, yani, ikinci derecede mükellefiyet olan vacip (Hanefi anlayışındaki vacip) kapsamında görmüş; bazıları da, müekked aynî (yükümlü her şahsın kendisinin yapması gereken) sünnet olarak değerlendirmiştir. Kurbanı müekked sünnet olarak görenlerden bazıları ise, bir ailede kurban kesmeye mali olarak gücü yeten kimse için müekked aynî sünnet iken, bu kimsenin aile fertlerinden kurban kesmeye (mali) gücü yetmeyenler adına ise, kifaî (birinin kesmesiyle diğerlerinden mesuliyet kalkan) sünnet olduğunu kabul etmişlerdir.

15 Haziran 2014 Pazar

Kurban Eti Nasil Tuketilmeli

Buzdolabında veya dondurucuda saklanması planlanan etlerin, kıyma, kuşbaşı gibi küçük parçalara ayrılıp, tek pişirimlik miktarlara bölünüp, buzdolabı poşetlerine konulması, hem sağlık hem de kullanım kolaylığı açısından doğrudur. Buzdolabında 1 - 2 gün, buzlukta eksi iki derecede 1 - 2 hafta, derin dondurucuda ise -18 santigrat derecede 3 ay saklanabilmektedir.


Kolesterol ve kalp damar hastalıkları olan kişiler Kurban Bayramı'nda et tüketimi konusunda daha dikkatli olmalılar. Sakatatların doymuş yağ ve kolesterol içeriği yüksektir. Bu nedenle özellikle kolesterol hastalarıyla kalp-damar hastalığı riski taşıyan kişiler sakatat tüketiminden kaçınmalıdır. Ayrıca yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içerikleri yüksektir. Görünür yağlar ayrılsa bile kırmızı etin ortalama yağ içeriği yüzde 20'dir.
Bayram günü kesilen kurbanın eti, bekletilmeden birkaç saat içinde pişirilerek tüketilir. Oysa yeni kesilmiş etlerdeki sertlik hem pişirmede hem de sindirimde zorluk yaratır. Bunun sonucunda midede şişkinlik, hazımsızlık gibi sıkıntılar ortaya çıkar. Bu rahatsızlıkların yaşanmaması için özellikle mide rahatsızlıkları çeken kişilerin, eti 24 saat beklettikten sonra tüketmeliler.



Pişirmek için buzluktan çıkartılan etler, yine buzdolabının alt raflarına indirilerek çözdürülmeli. Çözdürülen et hemen pişirilmeli, tekrar dondurulmamalıdır.
Dikkat edilmesi gereken bir diğer kural, et hazırlamada kullanılan kesme tahtalarında çiğ sebze ve meyvelerin doğrama işleminin yapılmamasıdır.
Eti sağlıklı tüketmek için pişirme yöntemi olarak; haşlama, fırınlama ve ızgara gibi yöntemler tercih edilmeli. Kızartma ve kavurma kaçınılması gereken pişirme yöntemleridir.

Et, C ve E vitaminini içermediğinden sebzelerle birlikte pişirilmesi veya etlerin yanında C vitamininden zengin sebze veya salata tüketilmesi oldukça önemlidir. 

Eti mangalda pişirmek istiyorsanız; kömürleşecek şekilde kızartılmaması gerekir. Kömürleşen etler her zaman kanser riski taşır. Ayrıca etin ateşe yakın olması B1, B12, folik asit gibi vitaminlerin kaybına yol açmaktadır.

Sebze ya da baklagil yemeklerini etle pişirmek istiyorsanız yağ ilave edilmemelidir. Özellikle katı yağlar, et yemeklerinde kullanılmamalıdır. Etin kendi yağıyla pişmesi sağlanmalıdır.
 Kurban Bayramı'nın geleneksel yemeği haline gelen kavurmanın içine tereyağı veya kuyruk/iç yağı eklemeden, kendi suyunda, kısık ateşte pişirme yapılmalıdır.

Kavurma ve kırmızı et öğle öğününde tüketilmeli, akşam öğününde ise sebze, kuru baklagil gibi posa içeriği yüksek yemekler tercih edilmelidir.