5 Temmuz 2014 Cumartesi

Kurban Kıssalari



Büyük zatlardan birinin âdeti, bir koyunun değerini fakirlere sadaka vermekti.


-Madem ki, kurban bana vâcib değil, niçin bir hayvanın canına kıyayım, derdi. Rüyada, kıyameti gördü. İnsanlar bineklerine binmiş, melekler onları Cennete götürüyor, kendisi ise yaya olarak gidiyordu. Sebebini sordu.''Bu binekler, dünyada kesilen kurbanlardır'' dediler.


-Ben de kurban değerini sadaka verirdim, dedi.''Sen bilmez misin ki, kıymetini vermekle, kurban kesmek bir değildir


............................................................................



Onun bu eşsiz ihlâsından olacak ki, çevresine daima ilmiyle âmil din âlimleri toplanmış, herhangi bir yanlış hareket ve icraatında onu ikaz edip doğruya yöneltmişlerdir. Nitekim bir bayram günü tesbitinde bunun canlı bir misâlini görmekteyiz.     Hilâli görme söylentisinin yaygınlığına bakarak Melikşah, yarınki günün bayram olduğunu ilân etmiş, ancak âlimler, bayramın girdiğini bildiren hilâlin söylenti ile tesbit edilemeyip bizzat iki şahidin şehâdetiyle sabit olacağını ifade ile, yarının bayram olmayıp oruca devam günü olacağını verdikleri fetva ile açıklamışlardı. 


Böylece fetvaya imzasını atan büyük âlim Cüveyni, mesuliyeti üzerine alarak mes'eleyi müdafaa etmişti.  Halk ise, Sultan'dan mukabil bir açıklama gelmediğinden, fetva gereğince hareket ederek ertesi günü de oruç tutmuş. bayramı ondan sonra yapmıştı.    


Bayram ziyaretinde Melikşah, münasip bir lisanla bu fetvanın devlet işlerine karışmak mânasına geldiğini, İmamü'1-Haremeyn Cüveyni'ye hatırlattı.     İmam ise şu karşılığı verdi:     "Sultanım, devlet işlerine karışmak aklımızdan geçmez. Hem devlet emirlerine itaat bizim üzerimize vaciptir. Ancak oruç bir devlet işi değil, bir din işidir. Orucun ne zaman başlayıp ne zaman biteceğini, din adamı bilir, devlet adamı değil. Bu sebeple biz devlet işine karışmadık, siz din işine karışmış oldunuz."    


Melikşâh, bu sözlere zerre kadar kızmadığı gibi, hiçbir itirazda da bulunmamış, bilâkis ondan sonra din işlerine ait hükümleri din adamlarına havale etmekte titizlik göstermiştir.


.................................................................................................



Ankara'nın Çubuk kazasına bağlı Solfasol (Zülfazıl) köyünde 1352'de (H. 753) dünyaya gelen Numan, babası Ahmed Koyunculu'nun gayret ve çabalamasıyla ilk tahsilini civarda bitirdikten sonra. Bursa'ya gitmeye muvaffak olmuştur.    


Bursa, o günün tam mânâsıyla bir ilim ve irfan merkezidir. Nitekim ilk Şeyhülislâm Molla Fenâri, Yıldırım'ın Ulu Cami başimamı Süleyman Çelebi, tasavvuf büyüğü Emir Sultan ve fırın işletip ekmek sattığı için kendisine Somuncubaba denen Şeyh Cemalüddin-i Aksarayi gibi zâtlar hep Bursa'dalar. Çevrelerine mânâ ışıklan serpip, ilim, irfan nûru yaymaktalar.     Buradaki tahsil devresinde emsallerinden çok üstün bir muvaffakiyet gösteren Molla Numan, medrese ilimlerini bütünüyle hem de iyi derecede ikmal edince, onu Ankara'da Melike Hatun'un yaptırdığı Kara Medrese'ye müderris tayin ederler.    


Ankara medresesinin başmüderrisi olan Numan, bu sırada halkın derin saygı ve hürmetini kazanır. Ama o yine de huzur bulmaz, bu şan ve şöhretin aldatıcı şeyler olduğunu düşünerek mânevi eksikliklerinin bulunduğunu düşünmekten geri kalmaz.     Böyle mânevi muhasebe içinde kıvrandığı günlerden birinde kendisine tanımadığı biri gelir, uzattığı bir mektubu okumasını rica eder.    


Mektup, Kayseri'de bulunan mânâ büyüğü Cemalüddin-i Aksarayi'den gelmekte, kendisini Kayseri'ye dâvet etmektedir. Şeyhin değerli talebesi Şücaaddin ile birlikte yola çıkan Müderris Numan, bir Kurban Bayramı gününde Kayseri'ye varıp. Şeyhin huzuruna girer. Bundan çok memnun olan Şeyh, ayağa kalkar:     "Bilmem bu iki bayramın hangisiyle sevineyim" der. Müderris Numan'ın gelişini de ayrı bir bayram telâkki eder.    


İşte bundan sonradır ki, Numan ismi bırakılır, Bayram ismi söylenmeye başlanır.     Buradaki ikameti müddetince Şeyh Cemalüddin-i Aksarayi'den mânevi feyizler alıp ihlâslı irşadlarını iyice benimseyen Bayram, Şeyhiyle birlikte hac yolculuğuna da çıkar. İlk önce Şam'a, daha sonra da Mekke'ye varırlar. Geçtikleri yerlerin ilim ehli. irfan sahibi zâtlarını görüp ziyaretlerinde bulunurlar. Hac'dan sonra tekrar Ankara'ya dönen müderrisimiz, artık "Hoca Numan" değil, "Hacı Bayram"dır. Şeyhinin iltifatıyla Bayram ismini almış, gittikleri hac münasebetiyle de Hacı sıfatına lâyık olmuştur.     Hacı Bayram, artık doğduğu Solfasol köyüne yerleşir, iktisab ettiği tasavvuf ilmiyle çevrede İslâmi hizmete başlar...


EmoticonEmoticon